Kadınlar çok eski çağlardan beri gençleşmek ve güzelleşmek için çaba harcamışlardır. Bu çaba ilk çağlarda bitkilerden ve doğal kaynaklardan oluşurken, teknolojinin ilerlemesi ile yerini daha mekanik ve ameliyatlı çözümlere bırakmıştır.
Milattan önce kadınlar balmumu, zeytinyağı ve çim gibi doğal kaynaklara başvururken, akıllarda kalan Klopatranın meşhur süt banyosu cildi nemlendirmek ve ölü hücrelerden arındırmak için kullanmışlardır.17.yüzyılda Çin hanedanının detoks olarak inci tozunu kullandığı söylenir.19.yüzyılda cildi soymak için fenol kullanılmış.
Arnavut kremi olarak da halan kullanılan cıva cildin rengini açmak için kullanılmıştır.20.yüzyılda bilim adamları A vitaminin cilt üzerindeki önemini keşfedince A vitamini içeren yiyecekler değer kazanmaya başlamıştır. A vitamini cildin kolajen seviyesini arttırdığı, sıkılaşmasına yardımcı olduğu için krem enstitüsü için vazgeçilmez olmuştur.
Daha sonraları hücreleri yenilediği için E vitamini, cildi tedavi ettiği için ve antioksidan olarak C vitamini, yaşlılıkla savaşmak için omega-3 'ün etkili olduğu keşfedildi. Böylece bu vitaminleri içeren yiyeceklere olan ilgi arttı. Ve bilim adamları bu vitaminlerinde kapsadığı kozmetik ürünlerini geliştirmeye başladılar.
Cilt estetiği çok eski tarihlerde denenmişse de
20.yüzyılda en gelişmiş dönemini yaşamıştır.21.yüzyılda da
teknikler gelişmeye devam etmektedir. Ameliyatlarla yapılan
çözümler her zaman gerek pahalı gerekse acılı olmasından
dolayı doğal yöntemlere göre daha az tercih edilmişlerdir. Bugün
cilt bakımına bitkisel
çözümler en tercih edilen
yöntemdir. Hem ucuz, yapımı zahmetsiz hem de acısız olması
diğer yöntemlere göre avantajlı olmasını sağlamaktadır.